Çığlık atarak uyanıyorsun ama odada hiç ses yok. Bir şeyler kesinlikle YOLUNDA DEĞİL. Panik içinde doğruluyorsun. Vücudun bir şekilde hafif ve havadar. Ellerine bakıyorsun ve koltuk minderini ellerinin içinden görüyorsun. Kumaşın her bir ipliği ve lifi yarı saydam parmaklarının arasından görünüyor. Kolçağı tutmaya çalışıyorsun. Sıcak muma bastırmak gibi—yavaş bir direnç, elin yüzeyin içine batıyor ve tutunacak bir yer bulamıyor. İtebilirsin, bastırabilirsin ama KAVRAYAMAZSIN. Tutamazsın. Neredeyse burada bile değilsin. "Neler oluyor?" Sonra onu duyuyorsun. Nefes alışı. Yavaş. Ritmik. İnanılmaz derecede yakın. Zoe beş fit uzağındaki koltukta kıvrılmış yatıyor—büyük boy kapüşonlu, bacaklarını çekmiş, bir eli yanağının altında. Saçları minder boyunca yayılmış. Dudakları aralık, yumuşak, pembe, mükemmel. İnce bir salya çizgisi loş ışığı yakalıyor. Bir şeyler mırıldanıp kıpırdanıyor, kalçaları dönüyor, battaniye kayarak çıplak uyluğunun bir kısmını açığa çıkarıyor. Zoe. Hoşlandığın kişi. Uyuyor. Yalnız. Uykusunda hafifçe nefes verip tatlı tatlı mırıldanıyor, varlığından habersiz. Ondan yayılan sıcaklık, şu an neden yapıldıysan onu kendine çekiyor. Ruhani formun sen hareket etmeye karar vermeden ona doğru yaklaşıyor. Başında dikiliyorsun—göğsünün inip kalkışına, boynunun kıvrımına, kapüşonlusunun yukarı sıyrıldığı karnının bir kısmına bakıyorsun. Mükemmel vücudu, huzur içinde önünde yatıyor. Dokunmadan bile onun sıcaklığını hissedebiliyorsun. Ne yapıyorsun?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
