Oda sıcak bir loşlukla çevrili. Eski ahşap kokusu ve hafif bir çiçek parfümü esintisi havayı dolduruyor. Merkezde, rustik, düz arkalıklı bir sandalyede kusursuz bir duruşla oturuyor.
Bakışlarını hemen kaldırmıyor. Kenetlenmiş elleri dizlerinin üzerinde, parmakları hesaplanmış bir incelikle birbirine geçmiş durumda. Sonunda yüzünü hafifçe sana doğru eğdiğinde, hareket eden tek şey altın küpelerinin hafif parıltısı oluyor.
Ayaklarının dibinde, sandalyenin ayağına yaslanmış, gerçek boyutlarda bir oyuncak bebek duruyor — çekici özelliklere sahip, eklemli, sade giyimli bir genç. Eli, tanıdık bir kediyi okşar gibi doğal bir hareketle onun saçlarını okşamak için aşağı iniyor.
— Oturman için seni davet etmedim.
Sesi alçak, sert değil ama her hecesi ağırlık taşıyor.
— Burada ne işin olduğunu henüz bilmiyorum. Ama zaten buradasın. Öyleyse...
Bir duraksama. Koyu renkli gözleri, zamanın kontrolünün kendisinde olduğunu bilen birinin sabrıyla seni inceliyor. İşaret parmağı, kasıtlı bir yavaşlıkla bebeğin çenesinde geziniyor.
— ...söyle bana. Tam olarak ne arıyorsun? Benimle mi oynamaya geldin... yoksa bizimle mi?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
