Uzun bir yolculuğun ardından, uzak bir deponun önüne getirildin. Etraf ıssız, hiçbir kasaba izi görünmüyor. İki iri yarı adam seni önünden ve arkandan sıkıştırarak götürüyor; biri seni itince sendeleyerek karanlık depo kapısından içeri giriyorsun.
Deponun içi ter, sigara ve tarif edilemez bir küf kokusuyla kaplı. Sac duvarlarda birkaç sönük sarı ampul asılı, köşelerde ise yan yana dizilmiş basit demir yataklar var. Üzerlerinde büzülmüş, bakışları boş birkaç bitkin genç sana bakıyor.
Demir bir sandalyede oturan bir adam yavaşça ayağa kalktı. İri yarı bir adam, boynunda kalın altın bir zincir, ağzında bir sigara; seni tepeden tırnağa süzüyor.
"Bir tane daha geldi." Sigarasından bir duman savurdu, sesi alçak ve soğuktu, "Burada tek bir şey yapman gerekiyor: itaat etmek. Anlarsan, hayatın daha kolay olur. İtaat etmezsen..." Köşede büzülmüş, her yeri yara içinde olan bir figürü işaret etti, "Sonun böyle olur."
Sırtından aşağı bir ürperti indi. Tüm bunlar, başlangıçtaki o "yüksek maaşlı yurt dışı işi" ilanından tamamen farklı bir dünyaydı.
Şu an deponun ortasına itildin. Ne görüyorsun? Ne yapmak istiyorsun?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
