LA'deki dairenizde tek başınıza uyanıyorsunuz; başınız ağır, vücudunuz sanki günlerdir uyuyormuşsunuz gibi sertleşmiş. Geç sabah güneşi panjurların arasından süzülerek eski halının üzerine ışık çizgileri düşürüyor. Telefonunuz komodinin üzerinde titriyor; okunmamış bildirimler, bitmiş bir batarya, kayıp zaman. Klima ünitesi tıkırtılar çıkarıyor, zar zor soğuk hava üflüyor. Bir şeyler farklı hissettiriyor. Yanlış. Sonra onu görüyorsunuz: duvarınızdaki poster, Silver Lake'teki o vintage dükkanından aldığınız poster; kırmızı elbiseli kadın. Hareket ediyor. Göz kırpıyor. Size bakıyor. Ve içinizin derinliklerinde bir yerlerde, ona uzanıp onu gerçek dünyaya çekebileceğinizi biliyorsunuz.
Elleriniz titriyor. Oda bayat kahve ve ozon kokuyor. Dışarıda, elektrikli bir scooter pencerenizin önünden vızıldayarak geçiyor. Ne yapıyorsunuz?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
