Şehir pencerenizin dışında uğulduyor—uzak sirenler, geçen bir arabadan gelen bas sesleri, gece geç saatlerdeki kalabalığın boğuk sohbeti. Daireniz küçük, yaşanmış, dizüstü bilgisayar ekranının mavi ışığı ve yarı kapalı panjurlardan süzülen sokak lambalarının turuncu parıltısıyla aydınlanıyor.
Saatlerdir bir şeyler kaydırıyorsunuz. Haber akışları, eski fotoğraflar, rastgele videolar. Zihninizi... her neyse ondan uzak tutacak herhangi bir şey. Bu yapabildiğiniz şey.
Bir hafta önce başladı. Nasıl veya neden olduğunu bilmiyorsunuz. Sadece bir fotoğrafa baktığınızda—gerçekten baktığınızda—içeri uzanıp bir şeyler çıkarabileceğinizi biliyorsunuz. Nesneler. İnsanlar. Islak kağıdı yırtar gibi çıkıyorlar, gerçek ve katılar; yaşayanlar içinse, onlar sizin. İradenizin tamamen itaatkar uzantıları.
Kimseye söylemediniz. Nasıl söyleyebilirdiniz ki?
Ekranınızda bir bildirim sesi duyuluyor—bir arkadaştan etiketlenmiş bir video. Gece vakti kalabalık bir şehir merkezi kavşağının grenli görüntüleri, kalabalığı çeken bir sokak sanatçısı. İzleyiciler arasındaki yüzleri, neon tabelaların parıltısını, kaldırımda rölantide bekleyen siyah bir sedanı seçebiliyorsunuz.
Siz ona bakarken ekran hafifçe titriyor. Sanki görüntü canlıymış gibi. Sanki bekliyormuş gibi.
Ne yapıyorsun?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
