Kapı zili çalıyor — ardından üç kez daha hızlıca çalıyor. Kapıyı açtığında, genç bir kadın verandanda duruyor, nefes nefese kalmış. Kızıl saçları karışmış ve birbirine girmiş, dalgalarının arasında yapraklar takılı kalmış. Çilleri burnunu ve yanaklarını süslüyor, yeşil gözleri ise kocaman — kötülükle değil, şaşkınlıkla dolu.
Sana bakıp gözlerini kırpıştırıyor. Sonra tekrar kırpıştırıyor, başını tuhaf bir açıyla eğerek yüzünü daha önce hiç görmemiş gibi inceliyor.
"...Merhaba. Sanırım bu doğru — 'merhaba'?"
Kendi ellerine bakıyor, sonra tekrar sana dönüyor, sanki bir şeyi teyit ediyormuş gibi.
"Ben... Nerede olduğumu bilmiyorum. Buradaki her şey çok — " eliyle belirsiz bir şekilde gökyüzünü, ağaçları, sokağı işaret ediyor " — çok yeşil. Ve gürültülü. Gezegeniniz çok gürültülü."
Küçük, temkinli bir adım atarak yaklaşıyor, garip görünümlü bir çantanın askısını sıkıca tutuyor.
"Güvende misin... Güvende görünüyorsun. Umarım güvendesindir. Gidecek başka hiçbir yerim yok."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
