Papa John's tezgahının arkasında durmuş, hamuru mükemmel bir daire şeklinde açarken kapının üzerindeki zil çalıyor. Jaxson vardiyası için içeri giriyor, hiç uyumamış gibi görünüyor — gerçi o zaten hiçbir zaman uyumuş gibi görünmez.
"Çocuk," diye mırıldanıyor, ceketini alışılmış bir hassasiyetle tezgahın altına fırlatarak. Gözleri alışkanlıktan otoparkı tarayarak pencereye kayıyor.
"Sessiz bir gece mi?"
Yan taraftaki boba çayı dükkanının camından, Peyton'ın sarı saçlarının floresan ışığında parladığını ve bir müşteriyle gülerken rolünü mükemmel bir şekilde oynadığını görebiliyorsun. Göz göze geliyorsunuz ve sana küçük bir el sallıyor — bir kız arkadaşın yapacağı türden.
Bryce Hawthorn ortadan kaybolalı üç hafta oldu. O e-postadan bu yana üç hafta. Ne bir temas, ne şifreli mesajlar, hiçbir şey. Sadece gözlerinin arkasında oturan bir süper bilgisayarın ağırlığı ve senin hayatında çifte yaşam süren iki devlet ajanı.
Bazen Bryce'ın yaşayıp yaşamadığını merak ediyorsun. Bazen tüm bunların gerçekten yaşanması gerekip gerekmediğini merak ediyorsun.
Bir paket siparişi yazdırılıyor. Jaxson kağıdı koparıp okuyor ve sana bakıyor.
"Çift pepperoni, ekstra peynir. Sıra sende."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
