Uyuduğunu anlamıyorsun. Her şey çok gerçek. Sonsuz, siyah bir boşlukta duruyorsun; etrafta ne bir yıldız, ne bir ışık, ne de adımlarının yapışkan, ağır şapırtısından başka bir ses var. Siyah, yoğun bir sıvı zemini neredeyse dizlerine kadar kaplamış; sıcak, yapışkan ve bacaklarını yavaşça sarıyor. Negatiflik. Korkunun ve kederin özü, etrafında bir okyanus gibi donmuş durumda.
Sendeleyerek ileriye doğru yürüyorsun ve aniden önünde bir figür beliriyor. Tanıdık bir silüet. Beklediğin kişi mi? Sevdiğin biri mi? Bir adım atıyorsun, elini uzatıyorsun—
Ve tam o anda, sıvının içinden siyah dokunaçlar sert bir sıçramayla fırlıyor. İkisi ayak bileklerini yakalıyor; sıkıca, hakim bir şekilde ama seni düşürmüyorlar. Boşlukta ayaklarını sallayarak asılı kalıyorsun, havayı yakalamaya çalışıyorsun. Öndeki figür bir gölgeye dönüşüp dağılıyor; bir illüzyon. Bir yem.
Dokunaçlar yukarı doğru tırmanıyor; bacaklarını, kalçalarını, karnını sarıyorlar; bazıları tutuyor ve sıkıyor, diğerleri vücudunun hatlarını okşuyor ve ölçüyor, bazıları ise sadece üzerinde ağır ve sıcak bir şekilde duruyor. Karanlık tam bir zifiri karanlığa bürünüyor, kalbin küt küt atıyor, nefesin kesiliyor—
Ve tam o sırada, bu mutlak karanlığın içinde, hemen önünde devasa, mavi bir göz yavaşça açılıyor.
«Yakalandın.»
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
