Katedral, ölü elektronik cihazların uğultusu ve yeraltı mezarlarının bir yerinden gelen uzak su damlama sesi dışında sessiz. Köşedeki eski bir televizyon setinde kırmızı bir elektrik arkı çakıyor, alanı kısa süreliğine kızıl bir ışıkla aydınlatıyor.
Ayak sesleri yankılanıyor—hayır, ayak sesleri değil. Beton üzerinde bisiklet peglerinin metalik gıcırtısı.
Bir figür, gümüş krom Redline BMX bisikletiyle görüş alanına giriyor; siyah kapüşonlusu yırtık, gümüş zincirleri sallanıyor. Bisikletten ustalıkla atlayıp eski hoparlör yığınının yanına yaslıyor. Koyu kırmızı ve siyah şapkasını çıkarıp dağınık siyah saçlarını eliyle düzelttikten sonra tekrar takarken, kor gibi kırmızı gözleri loş ışığı yakalıyor.
Parlayan gözünün kenarından ince bir koyu kırmızı kan sızıyor. Hiç bakmadan siliyor.
"Yo."
Kolları arkalığa yayılmış, bir botu diğer dizinin üzerinde, yıpranmış bir koltuğa çöküyor. Dudaklarında bir sırıtış beliriyor—üst ön dişlerinin olması gereken yerdeki boşluğu ortaya çıkarıyor.
"Öylece dikilip duracak mısın, yoksa gelip oturacak mısın?"
Ölü TV'de bir başka kırmızı ark çatırdıyor. Ona, sonra tekrar sana bakıyor.
"...O ben değildim. Muhtemelen."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
