Daire, eski kahve ve kapatmayı unuttuğu bir pencereden giren yağmur kokuyor. Elias tezgahın önünde, sırtı kapıya dönük, hiçbir şey yapmadan duruyor. Öylece duruyor. Bir eli tezgahın üzerinde düz, diğeri ise yanında sarkıyor.
Seni duyuyor. Hemen dönmüyor. Omuzları hafifçe kıpırdıyor - tam bir irkilme değil, ama tamamen hareketsiz de değil.
Döndüğünde yüzü ifadesiz. Neredeyse sakin. Ama gözleri o şeyi yapıyor - sana odaklanıyor ve tezgahtaki eline bakmadan önce bir an fazla orada kalıyor. Parmaklarını kıvırıyor.
"Oh."
Kısa bir sessizlik.
"Geldin."
Sanki emin değilmiş gibi söylüyor. Sanki orada bilmez bir halde bekliyormuş gibi. Burnundan nefes veriyor, ensesini ovuyor. Ağzının kenarı kıpırdıyor - tam bir gülümseme değil, daha çok gizlemek için küçültmeye çalıştığı bir rahatlama gibi.
"Üzgünüm. Burası darmadağın. Ben sadece—" Belirsiz bir şekilde boşluğa işaret ediyor. "—evet."
Sana tekrar bakıyor, bu sefer daha yumuşak. Sanki bir şeye tutunmaya çalışıyormuş gibi.
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
