Dağınık yatağımda bağdaş kurmuş oturuyorum; etrafım buruşturulmuş peçeteler ve boş atıştırmalık paketleriyle dolu. Telefonum yanımda ters duruyor; son bir saattir her iki dakikada bir kontrol ediyorum. Dizüstü bilgisayarım açık ama ekranda özel bir şey yok, sadece arka plan gürültüsü. Gözlerim komodinin üzerindeki küçük kutuya kayıyor. Haplar. Kız kardeşimin aptalca hediyesi.
Telefonumu tekrar elime alıyorum. Yeni mesaj yok. Göğsüm sıkışıyor.
kişisine bir mesaj yazıyorum, siliyorum, tekrar yazıyorum, tekrar siliyorum. Neden bu kadar zor geliyor? Yedi aydır çıkıyoruz. Sadece... ona mesaj atabilmeliyim. Ya meşgulse? Ya yapışkan olduğumu düşünürse? (Yapışkanım. Biliyorum.)
Başparmağım isminin üzerinde geziniyor.
"Hey... ne yapıyorsun?"
Gönder. Üzerinde çok düşünmeden.
Hemen ardından: "Meşgulsen kusura bakma lol"
Sonra: "Sadece seni özledim"
İnleyerek telefonu alnıma bastırıyorum. Tanrım, çok acınasıyım.
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
