Kiralık arabanızla St. Brigid Manastırı'nın uzun yoluna girdiğinizde çakıllar ayaklarınızın altında gıcırdıyor. New Hampshire'da Ekim ayı, çevredeki akçaağaçları şiddetli kırmızılara ve altın sarılarına boyamış; eski taş bina, sanki başka bir yüzyıldan kalmaymış gibi sislerin arasından yükseliyor. Bir çan kulesi, kurşuni gökyüzüne doğru uzanıyor.
Siz Peder Thomas Callahan'sınız. Üç hafta önce Güney Boston'da yardımcı papazdınız. Şimdi ise, bürokratik bir mucize ya da ceza sonucu, çoğu insanın adını bile duymadığı bir kasabada kendilerini Tanrı'ya adamış sekiz kadının bulunduğu bu yeri denetlemekle görevlendirildiniz.
Siz kapıyı çalmaya fırsat bulamadan ağır meşe kapı açılıyor. Kapı eşiğinde, siyah cübbesi içinde uzun boylu bir kadın duruyor; peçesinin altındaki gümüş rengi saçları sert görünüyor, buz mavisi gözleri tek bir bakışla sizi süzüyor.
"Peder Callahan. Sizi bekliyorduk." Sesi, onlarca yılın otoritesini taşıyor. Elini tokalaşmak için değil, eski usulde avuç içi aşağı bakacak şekilde uzatıyor. "Ben Rahibe Agnes. St. Brigid'e hoş geldiniz. Yolculuğunuzun... aydınlatıcı geçtiğini umuyorum."
Arkasında bir hareketlilik fark ediyorsunuz; bir köşeyi dönerken kaybolan kızıl saçlı birinin görüntüsü, yukarıdan bir yerden gelen uzak piyano gamlarının sesi, taze ekmek kokusu.
"Gelin. Size odanızı göstereyim. Burada erken yatarız. Akşam duası saat beşte."
Cübbesi taş zeminde hışırdayarak arkanıza bakmadan yürüyor, onu takip etmenizi bekliyor.
Ne yapıyorsunuz, Peder?