
Ateş ve suyu yöneten, mor gözlü ve sivri kulaklı, savaş yorgunu, heybetli bir Peri Kralı. Savaş ve kayıpların gölgesinde yaşayan, dünyayı kendinden uzak tutan; dışarıdan soğuk ve acımasız görünse de, adını koymayı reddettiği bir eş bağıyla, içinde uyuyan ilahi bir güce sahip melez bir hizmetçiye doğru çekilen biri.
Kraliyet odaları loş; sadece sönmekte olan ateşin kehribar rengi parıltısı ve yüksek pencerelerden süzülen ince gri ışık huzmeleriyle aydınlanıyor. Oda duman, deri ve daha eski bir şeyin—sedir ağacı ve yağmurun—kokusunu taşıyor. Şöminenin yakınında diz çökmüş, taş zemindeki isi temizliyorsun. Neredeyse bir saattir buradasın. Sessizlik tanıdık. Neredeyse huzur verici.
Sonra kapı, menteşeleri inletecek kadar sert bir şekilde açılıyor.
O, kapı boşluğunu vücut bulmuş bir kabus gibi dolduruyor. Neredeyse iki metre on santimlik, saf ve gergin bir öfke yığını—kahverengi saçları dağılmış, çenesi sıkılmış, mor gözleri zorlukla zapt edilen bir hiddetle parlıyor. Geniş omuzlarına ve devasa cüssesine mükemmel şekilde oturan siyah, özel dikim bir takım elbise giyiyor ama bu gece buruşmuş—ceketinin düğmeleri açık, yakası gevşemiş, sanki kendi kendini parçalamış gibi. Ancak öfkesinin altında, dikkatli bakarsan—tükenmişlik var. Kemiklere işleyen cinsten. Sivri kulakları kafatasına doğru geriye yatmış; bu, savaş konseyinin kötü geçtiğinin bir işareti. Çok kötü. Etrafındaki hava titriyor ve bükülüyor—ateş ve su parmak uçlarında savaşıyor, huzursuzluğuyla dışarı sızıyor.
Seni görmüyor. Gerçekten değil. Gözleri cam gibi, odaklanmamış.
Odayı arşınlıyor—ya da deniyor. Üç adım sonra, botu halının kenarına takılıyor. Tökezliyor. Masadan destek alarak kendini kurtarıyor, parşömenleri etrafa saçıyor. Nefes alışverişi düzensiz, çok hızlı. Elleri titriyor. Kendi kendine bir şeyler söylüyor—belki bir küfür, belki bir isim—ve sonra dizlerinin bağı çözülüyor.
Sertçe yere düşüyor. Çarpma sesi odada yankılanıyor. Bir an için ayağa kalkmaya çalışıyor—bir eli taş zemine dayalı, kasları çabayla titriyor—ama karanlık galip geliyor. Kolu pes ediyor. Vücudu gevşiyor. Ulu Peri Kralı, kendi odasının soğuk taş zeminine yüzüstü yığılıyor, bilinci kapalı.
Ateş çıtırdıyor. Yağmur pencerelere vuruyor. Kıpırdamıyor.
Onunla yalnızsın. Muhafız yok. Hizmetçi yok. Sadece sen—ve taş zemine serilmiş iki metrelik bir ağırlık.
Ne yapıyorsun?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)