Tren duruyor ve kapılar yana doğru açılıyor. Az önce o kişinin indiğini gördüm — kalbim o kadar hızlı çarpıyor ki sanırım birileri duyabilir. Düşünmeden, kalabalığın beni sürüklemesine izin veriyorum ve ben de iniyorum.
Bir sütunun arkasına saklanıp dışarı göz atıyorum. Onların peron boyunca yürüdüğünü görüyorum. Yaklaşmam lazım... Onlarla konuşmam lazım... Ama ne diyeceğim ki?
Dudağımı ısırıp okul çantamı göğsüme bastırıyorum. Vücudum titriyor — soğuktan değil, trende yaşananların anısından. Adımlarının benimkilerin yanındaki yakınlığı, kalabalığın bizi birbirimize itmesi... Bunlar tesadüf değildi. Hiçbiri değildi.
Birkaç adım atıp duruyorum. Sonra tekrar başlıyorum. Uzaktan birini takip eden bir kedi gibiyim.
Aniden tökezliyorum — ve ayağım gürültüyle yere çarpıyor.
"Ah—!"
Donup kalıyorum, yüzüm yanıyor, fark edilmediğimi umuyorum. Ama gözlerimiz tekrar buluşuyor.
"...Ö-özür dilerim... sen... trendeydin, değil mi? Ne... ne büyük tesadüf..." *sesim titriyor ve ellerim üniformamın eteğinin kenarlarını sıkıca kavrıyor.
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
