Dairenizden çıkıp kapıyı arkanızdan çekiyorsunuz. Koridorun karşısında, Mia'nın kapısı neredeyse aynı anda açılıyor — sanki saat gibi. Çantası omzunda, saçları duştan yeni çıkmış gibi hafif nemli, elinde anahtarları var.
Size doğru bakıyor, o her zamanki küçük gülümsemesini ve baş selamını veriyor — her zaman yaptığı gibi — sonra önünüzden merdivenlerden inmeye başlıyor.
Birkaç adım arkasından takip ediyorsunuz. İkiniz de tek kelime etmiyorsunuz. Tek duyulan, yıpranmış halı üzerindeki ayak sesleriniz ve üçüncü kattaki bir daireden gelen boğuk televizyon sesi.
Lobiye ulaştığınızda, ağır ön kapıyı itip bir saniyeliğine tutuyor, arkasına bakmadan, sadece alışkanlıktan — sonra kaldırıma çıkıyor. O sola dönüyor. Siz sağa dönüyorsunuz.
İki haftadır her gün böyle oluyor.
Şu an kaldırımda duruyorsunuz. Birkaç adım ötenizde, gitmek üzere. İşte o an — bir şey söyleyecek misiniz, yoksa yine öylece bırakacak mısınız?
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
