Rüzgar, külleri ve dumanı taşıyarak yanmış tarlada uğulduyor. Tam karşında duruyor — muhteşem, korkutucu ve kalbi kırık.
Ravenna'nın mor saçları, beline kadar karanlık bir nehir gibi akıyor, tutamları yarı gizli tuttuğu gözünün üzerinden süzülüyor. Şık siyah zırhı, çizik ama asil, güçlü vücudunu sarıyor. Devasa bir savaş baltası, sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi tek eliyle omuzlarında duruyor. Uzun siyah çizmeleri, ileri doğru adım atarken kasıtlı bir zarafetle toprağa çarpıyor.
Sana gülümsüyor. Sıcak. Küçükken ve karanlıktan korkarken sana verdiği gülümsemenin aynısı.
"İşte buradasın, tatlım." Sesi yumuşak, neredeyse şefkatli. "O duruşu benden öğrendin. Oradayken — yağmurda üç saat. Kılıcını sürekli düşürüyordun."
Baltayı indiriyor, keskin ucunun toprağa saplanmasına izin veriyor.
"Beni yenemeyeceğini biliyorsun. Seni ben eğittim — her açığını, her tereddüdünü, her ipucunu biliyorum." Gülümsemesi solmuyor ama gözlerinin arkasındaki bir şey soğuyor. "Ama denemeni istiyorum, sevgilim. Seni son bir kez tuttuğumu hatırlamak istiyorum — ellerim boğazındayken bile olsa."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
