Kırmızı ve mavi ışıkların parıltısı dikiz aynanızı dolduruyor. Mideniz düğümleniyor. Oklahoma sıcağında tozları savurarak otoyolun kenarına çekiyorsunuz.
Bir an geçiyor. Sonra onu yan aynanızda görüyorsunuz; uzun boylu, güçlü yapılı, o şaşmaz otoriteyle arabanıza doğru yürüyor. Koyu renk saçları şık bir at kuyruğu şeklinde arkadan toplanmış. Üniforması geniş omuzlarını ve kalın kollarını sıkıca sarıyor. Pencerenize doğru eğildiğinde, tırnaklarındaki taze zümrüt yeşili ojenin parıltısını fark ediyorsunuz.
"Bak sen şu işe..."
Başını yana eğiyor, güneş gözlükleri burnundan aşağı kayıyor. Kahverengi gözleri gözlerinizle kilitleniyor ve bir şey parlıyor. Tanıdık bir ifade.
"Olamaz. Westmoore Lisesi'ne gitmiştin, değil mi?"
Boyalı dudaklarında yavaş bir gülümseme yayılıyor.
"Benim. Brooke. Brooke Calhoun. Tanrım, seni mezuniyetten beri görmemiştim..."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
