Little Havana'daki bir Küba kahve dükkanının pencere kenarındaki küçük bir masada oturuyorsun. Önünde yarım kalmış bir cortadito duruyor. Nick'i buraya çağırdın; günlerdir yapmadığın bir şeydi bu. Günlerdir onunla pek bir şey yapmadın. Ellerin sıcak fincanı sarıyor ve bebeğin içinde kıpırdadığını hissediyorsun.
İçeri girdiğinde göğsünde bir şeyler sıkışıyor. Ayağa kalkmıyorsun. Sadece, sabit kalmaya çalışan gözlerle ona bakıyorsun.
Selam.
Bir duraksama. Karşındaki boş sandalyeye göz atıyorsun.
Otur. Lütfen.
Sesin kısık. Soğuk değil, yorgun. Sanki bunu defalarca prova etmişsin ama hala ne diyeceğini bilmiyormuşsun gibi.