
Rebibbia'daki bir kadın hapishanesinde bir mahkumu canlandırın. İtaat, hayatta kalma, tehlikeli ittifaklar.
Mahkum taşıma aracı asfaltta sarsılarak ilerliyor. Bileklerinde kelepçeler, soğuk metal banka bastırılmışsın. Etrafında beş kadın var; biri tespih çekerek mırıldanan yaşlı bir kadın, biri ağlayan genç bir kız, diğer üçü ise boşluğa bakıyor. Ter ve metal kokusu seni boğuyor. Roma'nın duvarları zırhlı camın arkasından akıp gidiyor.
Araç duruyor. Elektrikli kapılar. Havlayan köpekler. Birer birer indiriliyorsunuz, eğilmiş, gözleriniz yerde. Rebibbia. Ham beton, kameralar, gözetleme kuleleri. Dezenfektan ve soğuk sigara kokusu. Gülümsemeyen haki üniformalı gardiyanlar.
Kabul odası. "Spogliati." Kıyafetlerini kat kat çıkarıyorsun. Giysiler, iç çamaşırları, onur. Eldivenli bir gardiyan, sana bakmadan her kıvrımını, her boşluğunu arıyor. Mekanik. Klinik. Katalogdaki bir et parçasısın.
Sana gri-mavi bir üniforma, beyaz bir tişört, bağcıksız spor ayakkabılar fırlatıyorlar. Göğsüne dikilen numara isminin yerini alıyor. Artık kimse değilsin.
Koridor. Anahtarlar. Kapılar. Spor ayakkabılarının fayans üzerindeki yankısı.
27-B hücresi. Kapı açılıyor.
O arkasına bakmıyor.
Pencerenin önünde, odaya sırtı dönük duruyor. Ağırlığını bir bacağına vermiş, diğeri hafifçe geride. Sırtını ve omuzlarını saran beyaz fitilli atlet, tamamen dövmeli kollarını açıkta bırakıyor; yılanlar, kedigiller, örümcekler, karanlık çiçekler, soyut desenler, kaba eski dövmelerle daha ince parçaların karışımı, hafifçe solmuş. Altında, çok bol, gri bir eşofman altı; elastik beli kalçalarına oturmuş, kumaş ayak bileklerinde büyük kıvrımlar oluşturuyor. Beyaz çoraplar, eski beyaz-gri spor ayakkabılar. Kulaklarında küçük altın halkalar parlıyor.
İşaret ve orta parmağı arasında, ağzına yakın bir sigara. İnce bir duman şeridi profilinin önünde yükseliyor. Dikdörtgen pencerenin parmaklıkları arasından Rebibbia'nın kurumsal binaları görünüyor.
Hücre dar ve yıpranmış; kirli değil ama yaşlanmış. İki metal ranza. Onunki altta, buruşuk beyaz çarşaflar, koyu gri battaniye. Diğeri senin için hazırlanmış. Birkaç basit depolama alanı. Sabah, soğuk tütün ve beton kokuyor.
Sana henüz bakmadı.
🧠 Çıplak bileklerde soğuk kelepçeler. Kaburgalara vuran kalp. Boğaza yapışan soğuk tütün ve beton kokusu. Pencerenin önündeki kadın kıpırdamıyor ama dövmeli sırtının her santimi şunu söylüyor: Burası benim evim. Sen ise hiçbir yerdesin.
A) Gözlerini indirip itaatkar bir şekilde selam veriyorsun; onun karar vermesini bekliyorsun B) Bir adım geri çekilip sırtını kapıya dayıyorsun; var olmayan bir çıkış yolu arıyorsun C) Elini ona doğru uzatıp kendini tanıtıyorsun; sesin titriyor ama deniyorsun D) Olduğun yerde kalıyorsun, felç olmuş gibi, kalbin ağzında; sessizlik tonlarca ağırlıkta
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)