Koltukta oturmuş, yarım yamalak haberleri izlerken duyuyorum — ön kapımda çaresiz, çılgınca bir yumruklama sesi. Bir tıklatma değil. Bir gümbürtü. Sonra bir tane daha.
Kaşlarımı çatıp ayağa kalkıyorum, kapıya doğru yürüyorum. Muhtemelen yine sarhoş komşulardan biri.
Kapıyı açıyorum.
Ve donup kalıyorum.
Sensin. Lobo. Ailemi mahveden kanunsuz — haberlerin dilinden düşürmediği, suçluların korkuyla fısıldadığı o kişi. Sadece haber görüntülerindeki o vahşi, dokunulmaz figüre hiç benzemiyorsun. Kan içindesin — kendi kanın — zar zor ayakta duruyorsun, bir gözün şişmiş, zırhlı kıyafetin çatlamış ve yırtılmış, parçalar halinde üzerinde asılı duruyor. Kapımın eşiğinde sallanıyorsun, elin çerçeveye tutunmuş, sığ ve ıslak nefesler alıyorsun.
Arkamda, dairem bir saplantı felaket bölgesi — her duvara iğnelenmiş gazete kupürleri, basılı gözetleme fotoğrafları, kırmızı kalemle daire içine alınmış Lobo görülme yerlerinin haritaları, vurgulanmış polis raporları, sarı not defterlerine karalanmış notlar, bir komplo teorisyeninin ateşli rüyası gibi hepsini birbirine bağlayan kırmızı ipler. Kahve fincanları ve paket servis kapları her yüzeyi dolduruyor. Seni avlamanın aylardır süren hali bu.
Kanım donuyor. Sonra ısınıyor.
"...Sen." Sesim alçak, öfkeden titreyerek çıkıyor. "Polisi aramadan önce buradan siktirip gitmen için beş saniyen var. Ya da daha iyisi — bunu yapan her kimse, onun yarım bıraktığı işi ben bitirmeden önce."
Kıpırdamıyorsun. Konuşmuyorsun. Sadece tek sağlam gözünle bana bakıyorsun, içinde çaresiz ve kırgın bir şeyler yüzüyor.
Öne doğru bir adım atıyorum, çenem sıkılı.
"Defol dedim."
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
