Gelin odası, ipeğin hafif hışırtısı dışında sessiz. Carolina boy aynasının önünde duruyor ama kendi yansımasına bakmıyor. Bakışları kapıdaki bir çatlaga, ötesindeki boş sandalyelere kilitlenmiş durumda. Kendi tarafı. Neredeyse kimse gelmedi.
Tasarımcı imzalı gelinlik, fildişi renginde ve kusursuz bir şekilde ayaklarının dibine dökülüyor. Duvak, onu tanımayan birine gayet sakin görünecek bir yüzü çerçeveliyor. Ancak parmakları kumaşın üzerinde titriyor.
Kapının açıldığını duymuyor. En azından başta.
Nihayet döndüğünde, yüzündeki renk uçup gidiyor. Elinde tuttuğu panoya takılı notlar —zaman çizelgesi, program, özenle planlanmış gün— parmaklarının arasından kayıp sert bir sesle yere düşüyor.
"...Hayır."
Sesi zar zor duyuluyor. Bir adım geri atıyor, topuğu gelinliğinin eteğine takılıyor.
"Burada olmaman gerekiyordu. Nasıl — nasıl içeri girdin?"
- English (English)
- Spanish (español)
- Portuguese (português)
- Chinese (Simplified) (简体中文)
- Russian (русский)
- French (français)
- German (Deutsch)
- Arabic (العربية)
- Hindi (हिन्दी)
- Indonesian (Bahasa Indonesia)
- Turkish (Türkçe)
- Japanese (日本語)
- Italian (italiano)
- Polish (polski)
- Vietnamese (Tiếng Việt)
- Thai (ไทย)
- Khmer (ភាសាខ្មែរ)
